Erkekleşen Kadınlara Ne Denir? Toplumsal Normlar ve Cinsiyet Rolleri Üzerine Bir Düşünce
Giriş: Kadın Olmak, Erkek Olmak ve Toplumun Beklentileri
Herkesin tanıdığı, birçoğumuzun gözünden kaçmayan bir durum vardır: Toplumun, kadınları ve erkekleri belli kalıplara sokma çabası. Ankara’da büyümüş bir çocuk olarak, çevremdeki kadınların erkekleştiği, feminenlikten uzaklaştığına dair pek çok hikâye duydum. Belki de bu, sadece kendi gözlemlerimle sınırlı değildir. Dışarıdaki dünyada kadın olmanın bazı kuralları, toplumun şekillendirdiği, dayattığı belli bir normu vardır. Kadınlar, bu normlardan sapmaya başladıklarında ise “erkekleşen kadınlar” kavramıyla karşı karşıya kalırız. Peki, gerçekten de “erkekleşen” bir kadın var mıdır? Ve eğer varsa, ona ne denir?
Erkekleşen Kadınlar: Toplumsal Bir Etiket ve Beklentiler
Hikâyemi biraz daha detaylandırmam gerekirse, küçükken mahalledeki kızlar çok daha “kız” gibi olmam gerektiğini söylerdi. Elbiseler giymek, saçımı uzatmak, tavırlarımı naif tutmak… Bunlar, “kadın olmak” için gerekli görülen temel unsurlardı. Tabii, bu öğretileri zamanla sorgulamaya başladım. 25 yaşımda, ekonomi okumuş bir genç olarak, toplumun cinsiyet rollerine dayalı bu bakış açılarının hala bu kadar güçlü olmasına şaşırıyorum.
“Erkekleşen kadınlar” etiketini, bir kadının toplumsal beklentilere uymayan, genellikle sert, iddialı ve bazen de duygusal anlamda mesafeli olduğu durumlarda duyuyoruz. Bir kadının fiziksel görünümü, tavırları, hatta sesi bile toplumsal normlara göre “erkeksi” olarak değerlendirilse, ona bu etiket yapıştırılabiliyor. Birçok kişi, “erkekleşen” kadını “sert” ya da “soğuk” olarak tanımlar. Halbuki, bu etiketlerin çoğu, geleneksel kadınlık rollerinin dışına çıkan bir davranışa yapılan çok basit bir tanımlamadan başka bir şey değildir.
Peki, gerçekten de bu tür bir kadın var mı? Ve ona ne denir? Öncelikle şunu kabul etmemiz gerekiyor: “Erkekleşmek” ya da “kadınlaşmak” gibi kavramlar toplumsal bir yargıdan ibarettir. Bu yargı, her toplumda farklı biçimlerde şekillenir. O yüzden bir kadının davranışları, görünüşü ya da tutumu toplumun o anki normlarına göre değişebilir.
Kadınların Güçlü Olma İhtiyacı ve Sosyal Baskılar
Kadınların “erkekleşmesi”, aslında çok katmanlı bir olgudur. Toplumsal olarak kadınlardan beklenen “nazik” ve “uyumlu” olma imajına karşı, son yıllarda kadının iş dünyasında, toplumda ya da kendi hayatında daha güçlü ve bağımsız bir varlık olarak yer almak istemesi, “erkekleşmek” olarak tanımlanabiliyor. Ekonomi okuduğum için verilerle konuşmayı çok severim. Yine de bunu insan hikâyeleriyle harmanlamak daha anlamlı olur.
Bir zamanlar tanıdığım bir arkadaşım, kurumsal bir şirkette çalışıyordu ve her zaman “erkekleşmek” ile suçlanıyordu. Yüksek sesle konuşması, toplantılarda aktif olması ve bazen sert tavırlarla konuşması, onu “erkekleşen” bir kadın olarak tanımlayanların sayısını artırıyordu. Ancak bir şey vardı; o kadın güçlüydü, iddialıydı ve bu, onun bir kadın olarak başarısını engellemiyordu. Aksine, bu özellikleri onun kariyerinde yükselmesine yardımcı oluyordu.
Düşünsenize, bizlerin gözlemlerine göre, kadınlar ne kadar güçlü, başarılı ve iddialı olursa, toplumsal normlardan o kadar sapmış sayılıyorlar. Oysa kadınların güçlenmesi, daha da bağımsızlaşması, toplumsal yapıların da evrimleşmesine katkı sağlıyor. Burada “erkekleşme” etiketinin gerçekten ne anlama geldiğini sorgulamak gerekiyor. Kadın, sadece iş dünyasında değil, hayatın her alanında daha fazla yer aldığında, bu yalnızca toplumsal bir gelişme anlamına gelir.
Ekonomi ve Veri Perspektifi: Kadınların İş Hayatındaki Yeri
Kadınların iş hayatındaki rolü, “erkekleşen kadınlar” kavramını daha net bir şekilde anlayabilmemizi sağlıyor. Verilere dayalı araştırmalar, kadınların yönetici pozisyonlarda daha fazla yer almaya başladıkça, kendilerine özgü bir tavır geliştirdiklerini gösteriyor. 2019 yılında yapılan bir araştırma, kadınların iş yerlerinde liderlik pozisyonlarına yükseldiğinde, daha “sert” ve “otoriter” özellikler sergileyebildiklerini ortaya koydu. Bu, aslında iş dünyasında başarıya ulaşmak için gereken özelliklerden biri haline gelmişti.
Birçok kadının iş yerindeki tutumları, zamanla toplumsal normlarla çatışmaya başlıyor. Sonuçta, güçlü ve liderlik vasfı taşıyan bir kadının davranışları, bazen toplumsal olarak “erkeksi” olarak değerlendirilirken, bir erkeğin aynı davranışları normal kabul ediliyor. Ekonomi üzerine çalışırken, veriyle bu durumu daha fazla sorgulamak istedim. Kadınlar, başarılı olmak adına daha fazla erkekleşmek zorunda mı? Yoksa bu tamamen toplumsal bir baskı mı?
Günümüzde kadınların iş gücüne katılım oranı, giderek artmakta. Ancak, özellikle Türkiye gibi toplumlarda bu kadınların çoğu hala iş hayatında cinsiyetçi önyargılarla mücadele ediyor. Kadınların daha fazla söz hakkı elde etmesi ve öne çıkması, “erkekleşen kadınlar” kavramını beraberinde getiriyor. Fakat, bu gerçekte sadece kadınların normalde erkeklere ait olduğu düşünülen alanlarda başarılı olmasından başka bir şey değildir.
Sonuç: Kadınların Gücü, Toplumun Normlarını Sorgulatıyor
Erkekleşen kadınlar, aslında toplumun dayattığı kadınlık normlarına karşı çıkan, güçlü ve bağımsız birer figürdür. Her ne kadar toplum, kadınları belli sınırlarla tanımlamaya çalışsa da, günümüz dünyasında kadınlar daha özgür, daha güçlü ve daha sesli. Bu değişim, hem toplumsal hem de ekonomik açıdan önemli bir gelişme.
Sonuç olarak, “erkekleşen kadınlar” ifadesi, aslında kadınların özgürleşmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin bir simgesidir. Kadınların kendilerini ifade etme biçimleri, sadece kadınlıklarını değil, aynı zamanda insan olmanın gerekliliklerini de kapsar. Kendi kimliklerini oluşturma ve bunu toplumun normlarına göre şekillendirme özgürlüğüne sahip olan her birey, cinsiyet fark etmeksizin kendi yolunu çizer.
Bundan sonra, bir kadının güçlü ve iddialı olmasını “erkekleşmek” olarak tanımlamaktanse, onu bir lider, bir kahraman, bir örnek olarak görmek belki de daha anlamlıdır.